Loading...

Follow designmixer on Feedspot

Continue with Google
Continue with Facebook
or

Valid
designmixer by Designmixer - 1M ago

Hiç Orman Banyosu diye bir şey duymuş muydunuz? Tıpkı gerçekten banyo yapmak gibi; ormanla yıkanmak, ormanla arınmak, ormanın zihninizi ve bedeninizi temizlemesine izin vermek.

Orman Banyosu ya da daha yaygın kullanım şekliyle Orman Terapi, Japonya’da 1982’den beri kullanılan bir koruyucu tıp uygulaması. Budistlerin şifa pratiklerinden esinlenilerek ortaya çıkmış bir iyileşme yöntemi. Orijinal ismi ise Shinrin Yoku. Japon Hükümeti tarafından resmen tanınmış olması dışında Japonya’da bir çok orman ve orman yolu da terapi üssü ilan edilmiş. Nehirlerin, ağaçların, kısaca doğadaki her şeyin bir ruhu olduğuna inan Japonlara, orman terapiyi inceledikçe fazlasıyla hak vereceksiniz.

Peki nedir Orman Terapi?

Aslında tam olarak isminin anlattığı şey. Ormanla iyileşmek. Böyle bakıldığında her ne kadar kulağa basit gelse de aslında detaylarını düşündükçe, bu fikri özümsemeye çalıştıkça ne kadar fazla anlam barındırdığı ortaya çıkıyor.

İnsan, evrim süreci boyunca zamanının neredeyse tamamını doğada geçirdi. Orman Terapi aslında insanı ait olduğu yere, doğaya götürüyor. Araya giren yıllar, değişimler, teknoloji ve daha birçok sebep yüzünden doğa ile kopan bağımızı yeniden kuruyoruz bu yöntemle.Çoğumuz orman yürüyüşleri yapıyoruz, şehrimizdeki parklarda bahçelerde zaman geçiriyoruz. Peki bunları orman terapiden ayıran fark nedir? Bir sürü detay olsa da en temel şey, teknolojiden ve yorucu her türlü faktörden yeterince uzaklaşamamak. Günlük hayat, ışık ve gürültü kirliliği ile zaten yeterince yorgunken aslında dinlenmek istediğimizde bile bunlardan kaçamıyoruz. Yürüyoruz, koşuyoruz ama elimizde, cebimizde telefonlarla. Bazen kalabalık gruplarla koşuyoruz;  çevremize, doğaya hiç dikkat etmeden hatta havayı bile doğru düzgün koklayamadan. Çevremizdeki ağaçların fotoğraflarını çekiyoruz ama isimlerini bilmeden, yapraklarına yeterince dikkat etmeden. Özetle aslında doğayla bağ kurmuyoruz, onu yaşamıyoruz, sadece içinden geçip gidiyoruz. Bu şekilde iyileştirici etkilerinden de faydalanamıyoruz. Sırf sadeleşemediğimiz, yüklerimizi atamadığımız ya da belki bu teknolojik yüklere bağımlı olduğumuz için doğayı yaşayamıyoruz, sadece kısa süreliğine misafir oluyoruz.

Orman Terapi, adımları ve kilometreleri saymadan, bir yere ya da bir hedefe varmaya çalışmadan, 5 duyumuzla doğayı hissederek içinde zaman geçirmek. Hatta bir yere gitmek istemeyip sadece toprağa uzanarak da doğayı soluyabilirsiniz, terapi yapabilirsiniz. Teknolojiye, ekipmana, özel kıyafetlere hiç gerek yok. Tek ihtiyacınız kendinizi iyileştirme niyetiyle doğayla bağ kurmanız, doğanın bir parçası olduğunuzu hatırlamanız. Havayı koklayarak, ağaçların gövdesine sarılarak, yerlerdeki renk renk, çeşit çeşit yaprakları inceleyerek kendinizi bu tedavi yöntemine bırakabilirsiniz. Belki daha önce hiç duymadığınız bir kuşun sesini duyacaksınız ya da hiç koklamadığınız bir bitkinin kokusunu farkedeceksiniz. Yeter ki bakmak ile görmenin, duymak ile dinlemenin farkını hissederek doğayı yaşayın, özümseyin.

Orman Terapinin diğer bir şartı da doğadan bir şeyler öğrenmeye açık olmak. Altına uzandığınız bir ağacın yaşını tahmin etmeye çalışmak bile doğanın bilgeliği ve uyumu konusunda birçok şey öğretebilir. O ağacın diğer ağaçlarla kökleri aracılığıyla kurduğu bağı hissetmeye çalışmak, yıllar boyunca yuva olduğu hayvanları düşünmek, mevsimden mevsime büründüğü renkleri hayal etmek ve gözlerinizi kapatıp zihninizi tüm bu düşüncelerin renklerine teslim etmek belki de en güzel başlangıç yöntemi.

Uzanıp hayallere dalmak yerine daha aktif bir terapi yapmak isterseniz tüm dikkatinizi çevrenizde yaşayan bitkilere, ağaçlara vererek yapacağınız bir yürüyüşte yaprakları, ağaçları görmek, kuşların sesini, yaprakların hışırtısını dinlemek, toprağı hissederek yürümek, ağaçların yaydığı aromayı koklamak; sizi köklerinizle yeniden tanıştıracak, dikkatinizi arttıracak, ruhunuzu besleyecek.

Tüm gün boyunca fark etmeden birçok çevresel faktör tarafından eksiltiliyoruz. Ruhumuzdan, duygularımızdan, fiziksel gücümüzden beslenen insanlar, teknolojik aletler ya da olaylar; gün sonunda bitkin düşmemize sebep oluyor. Bizden bir şey almak yerine bize bir şeyler eklemek, bizi iyileştirmek için beklentisizce kucak açan doğaya dönmek işte bu yüzden bu kadar değerli bir terapi yöntemi. Bedelsiz, huzur verici ve sevgi dolu. Bir kere kucaklaşmayı öğrendiğinizde de doğanın içinde olamadığınız anlarda bile kendi minik terapi alanınızı yaratıp size huzur veren anları yeniden yaşayabilirsiniz. Belki evinizin bir köşesindeki çiçeklerinizle, belki kocaman yeşil yapraklı bitkilerinizle belki de bir odanızın duvarını boydan boya kaplayan tropik desenli duvar kağıdınızla…Dekorasyonunuza ekleyeceğiniz minik dokunuşlarla bazı anları ölümsüz kılmak sandığınızdan daha kolay. Yeter ki doğayla kopan bağlarınızı yeniden kurun, yakaladığınız her fırsatta yeşile sımsıkı sarılın.

written by Farah Samuray

images by designmixer

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 
designmixer by Designmixer - 1M ago

The Green Puzzle

Imagine a wall that invites you to a different riddle every time you look. It will engage you to recognize a flower hidden behind a parrot – and next day you will find another one behind a flamingo. The branch of that familiar tree will tickle your imagination as you’ll realize it’s actually a stem, subtle in the art of concealing her flowers. Perhaps you were misled by the parrot’s yellow shades. It playfully takes a different form every time of the day. Just immerse yourself in the forest, which you are already a part of.

Yeşil Bulmaca

Öyle bir duvarınız olsun ki her baktığınızda sizi başka bir bulmacaya davet etsin. Bir gün papağanın başka bir gün flamingonun ardına gizlenmiş çiçeği bulmaya çalışın. Belki her sabah bir ağacın dalı diye baktığınız aslında bir çiçek gövdesidir de çiçeklerini ustaca gizlemiştir. Belki de papağanın sarısı gözlerinizi kamaştırdığı için yaprakların ardındaki sarı çiçekler görünmez olmuştur. Günün her saati farklı bir oyuna davetlisiniz. Tek yapmanız gereken ormanınıza dikkat kesilmek.

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 
designmixer by Designmixer - 1M ago

GAME OF COLORS

Imagine a festival of colors in the forest with the playful rays of the sun. Stunning hues of green transpire as the light grooves among twigs and leaves. Then you see a small movement, you hear a wing flap. Is she a parrot hidden in the colors of the forest? You wake to this forest every morning and notice the altered colors bathed in a different light. Perhaps a parrot will wink at you from a different branch today.

RENK OYUNU

Gün ortasında güneşin en oyuncu ışıklarıyla renk karnavalına dönüşmüş bir orman hayal edin. Işık, dalların ve yaprakların arasında dans ettikçe daha önce hiç görmediğiniz yeşiller ortaya çıkıyor. Sonra birden minik bir hareket yakalıyor gözleriniz ve bir kanat sesi duyuluyor. Ormanın renklerine gizlenmiş bir papağan mı o yoksa? Her sabah bu ormana uyanmak ve ışık oyunlarıyla bambaşka renkleri yakalamak en tatlı sabah uğraşınız olsun. Belki papağan da bu oyuna katılıp her gün başka bir daldan göz kırpar size.

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 
designmixer by Designmixer - 1M ago

Tropical Breeze

Would you like your favorite chair to be set in a tropical forest? Strings of bananas from the trees hanging over your head, emanating their fresh scent. Elephants call from afar, trees sway in the wind as a bird begins to sing. You take a trip in a soft breeze and spot a beautiful lemur passing by. You’re not a viewer watching through a camera lens any more – you’re part of nature as it finds a new presence in your home.

Tropik Esinti

En sevdiğiniz koltuğunuz tropik bir ormanın içinde olsun ister miydiniz? Ağaçtan sarkan muzlar hemen başınızın üzerinde, taptaze kokusu burnunuzda. Uzaktan fillerin bağırışları, rüzgârda salınan ağaçların sesi, bir kuşun haykırışı duyuluyor. Kendinizi tam hafif bir rüzgâra bırakmışken sizi uyandıracak tek şey yanınızdan geçen bir lemur olabilir. İzlerken gerçek olmasını dilediğiniz bir belgesel karesini evinize taşımanız artık hayal değil.

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 
designmixer by Designmixer - 1M ago

DEEP GREEN

When did you last hear a tropical bird singing? When you last saw a big eyed lemur, was it in a documentary? Do you think a forest stuffed with colorful trees is a dream? Let the bird that has just flapped a wing from fragrant flowers accompany you as you wake up to a beautiful morning. Or soar in the depths of green after a nice conversation with your friend. Whatever you think is far, far away, is actually here.. right in your own forest… Just look again.

DERİN YEŞİL

Tropik bir kuşun sesini duymayalı ne kadar oldu? Kocaman gözlü bir lemuru en son bir belgeselde mi gördünüz? Rengarenk ağaçlarla dolu bir orman hayal mi sizce? Mis kokulu çiçeklerden havalanan kuşun kanat sesi gününüzün ilk dakikalarına eşlik etsin. Ya da arkadaş sohbetine ara verdiğinizde yeşilin derinliklerinde kaybolun. Çok uzak sandığınız her şey aslında burada, kendi ormanınızda, dikkatli bakın.

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

SEMA BAYSAL ile İŞKOLİK l DESIGNMIXER l TİJEN SAMURAY ÖZTEK - YouTube
Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 
designmixer by Designmixer - 1M ago

Uzun zamandır beklediğimiz baharın gelmesi ile doğada ve ruh halimizde büyük bir dönüşüm yaşanan bir döneme giriyoruz. Gün ışığı süresinin uzaması ve sıcaklığın artması ile vücut saatimizin farklı bir moda girmesi doğaya dair bir takım beklentilerimizi beraberinde getiriyor. Kış aylarına kıyasla bambaşka bir kimliğe bürünüyoruz. Algımız ve duyusal durumumuz hiç kuşkusuz daha farklı çalışmaya başlıyor. Güneşin açı değiştirmesi ile ışığın daha çok parlamasına görsel algımızı uyarıyor ve çevremizde renkleri daha canlı görmeye başlıyoruz. Deniz kenarında ve doğanın içinde geçirilen yürüyüşler ve çeşitli aktiviteler de koku duyumuzda da diğer mevsimlere göre daha farklı bir deneyimler yaşamamıza sebep oluyor . Dolayısı ile bahara girme ile ilgili bu ve bunun gibi koşullanmalar yaşam stilimize kapsamlı bir şekilde yansıyor. Dekorasyonumuzda, beslenmemizde, giyimimizde, sonuç olarak görünüşümüzde birçok değişikliğe yol açıyor. Bu tepki, en büyük sezonsal trend değişikliğinin esasen bilinç altımızda yaşandığını aklımıza getiriyor. Çevremizde çeşitli dokunuşlar ile yapmış olduğumuz değişiklikler ise bu hissin dışa vurumu olarak nitelendirilebilinir. Örnek vermek gerekirse, baharın müjdecisi rengarenk bahar çiçekleri mekanlarımızı süslüyor ve çiçek desenleri dekoratif kaplama malzemesi olarak daha çok bu mevsimde tercih ediliyor. Özellikle bu ve bunun gibi çiçekli, yapraklı, kuşlu doğal detaylar büyük boyutlarda duvar panolarında kullanılarak müthiş bir görsel efekt yaratıyorlar. Günümüzde popüler olan bu duvar yüzeyi kaplama eğilimi geçtiğimiz çağlarda Avrupa’ da çok büyük trend olan tapestry geleneğini çağrıştırıyor. Sanat ve dekorasyon bir kez daha birbirine yakınlaşmış oluyor.

Sezonsal trendin de ötesinde bir başka büyük eğilim ise mobil olma trendi. Her geçen gün yatay ve dikey olarak betonlaşan metropolitan şehir düzeni yaşayanlarda daralmışlık hissi yaratıyor ve yoğun şehir hayatından göçerek ayrılma veya kısa seyahatler ile kaçamaklar yapmaya yöneltiyor insanları. Ev ortamlarında ise doğayı eve davet eden yoğun bir botanik stil yaratma arzusu doğuyor. Kaktüs ve çeşitli doğal tropik bitkiler mekanların ayrılmaz parçası haline geliyor. Tüm bu nomadik eğilimler, doğa arzusunun yaşam stili ve dekorasyon trendlerine yansıması ise doğal malzemeler, dokular, yeşilin tüm tonları, meyve ve çiçek renkleri olarak karşımıza çıkıyor. Rahatlık arayan insanlar giyimlerinde koton ve ketene yönelirken, ev tekstilinde aynı tarz kumaşlar, mobilyalarda aynı doğal dokular, mermer ve nefes alabilen doğal deri yüzeyler baş köşeye oturuyor. Tüm bu doğallığın yanı sıra detaylarda yaratılan yalın formlar; pirinç, bronz gibi parlak yüzeylere yansıyarak lüks kavramını vurgulayan bir stili de beraberinde getiriyor. Abartılı olmayan, ulaşılabilir lüks kavramı sosyal medyada yaşam stiline dair en yüksek beğeni kazanan paylaşımlar arasında yerini alıyor. Kısacası 2018 in bahar trendlerini bir özet yapmak gerekir ise doğal, şık malzemeler, genelde fark yaratabilen ufak fakat güçlü detaylar, canlı renkler, rahatlık ve kolayca taşınabilen çok amaçlı mobil mobilyalar olarak sıralayabiliriz.

Collages and written by Tijen Samuray Öztek

Published in Marie Claire Magazine April issue

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 
designmixer by Designmixer - 1M ago

Tasarım Haber: Marie Claire Maison Aralık Editör: Candan Durusöz Akgün

Read Full Article
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

Modern tasarım tarihinde önemli bir yer tutan ve sadece madde olarak ihtiyaç duyulana dair bir ayıklama politikası öngören minimalizm akımı, bugün esas ihtiyacımızın insan ruhunu beslemek olduğu konusunu da göz önünde bulundurarak hümanist bir yaklaşım ile soft minimalizm adıyla yeniden karşımıza çıkıyor.

20.yy’ ın ağır dünya savaşlarıyla ruhu yorulmuş olan insan beyni fazlalıklarından arınıp, tekrar inşa etme yoluna giderken adeta kendine yepyeni bir vizyon edinerek 20.yy ortası tasarımda büyük bir değişim dönemi geçiriyor. Biraz da bu periyod da malzemenin kısıtlı olması, endüstrinin yeterince güçlü olmaması tasarımda yeni çözümlemeler aramaya itmiş insanları. Minimalist akımın öncülerinden Ludwig Mies van der Rohe: “Az daha çoktur” cümlesi ile minimalizmi güçlü bir şekilde yorumlamış. Bu döneme dair önemli projelere imza atmış olan Kuzey Avrupa ülkelerinin bugün ikonlaşmış Arne Jacobson, Greta Grossman, Finn Juhl gibi İskandinav tasarımcıları ve vizyonları tüm dünyayı etkisi altına almış. Bu dönemde sert çizgili minimalist anlayışa göre daha yumuşak hatlara sahip olan ürün ve mobilya tasarımları göze çarpmaktadır. Daha çok görsel bir stil olarak adlandırabileceğimiz minimalist akım baskın bir şekilde tasarımın her alanına dahil olmuş. Aynı zamanda müzik, yemek gibi yaşamın içinde insan ile yaratıcılığın yan yana geldiği tüm disiplinlere dahil olmuş.

Mobilya ve mekan tasarımlarına gelince sert ve köşeli hatlı yorumları ile zaman içinde biraz da maskülen hatlar kazanmış ve insan ruhundan birazda uzaklaşmış. Ancak, bugün tam da bu noktada gene İskandinav ülkelerinden çıkan bir akım ile mekan ve ürün tasarımlarına yapılan olumlu yönde gelişen, hümanist ve demokratik yaklaşım ile cinsiyet bariyerini kırıp, fonksiyonel olma konusunda maximum özenle hareket özgürlüğünü getiren kıvrımlara yer açmış. Sonuç olarak, zengin malzeme ,geniş soft renk paletleri ve metalik ışıldamalar ile mekanlar yeniden yorumlanırken soft minimalizm tarzı ile dekorasyon da yükselen trend olarak yeniden gündeme oturuyor.

Günümüz tasarımcılarında Softminimalist tarzın tüm mobilya, aydınlatma, aksesuar ürün ve projelerinde uygulayan Menu ve Andtradition markalarının kreatif direktörleri Danimarkalı Norm Architects design grubunun kurucuları Kasper Rønn ve Jonas Bjerre-Poulsen modern yaşam stiline akılcı ve estetik çözümler getirmeyi tasarım ideolojisi olarak kendilerine seçtiklerini belirterek soft minimalist bakış açısının kendileri için yaratıcılık aşamasında takip ettikleri önemli bir felsefe olduğunu belirtiyorlar. Mekanlarımızda çevremizi saran tüm aksesuar, mobilya ve aydınlatmaların hacimleri ile dünyayı algılamamızda köprü görevi üstlenen ilham verici heykelsi objeler olduğunu savunuyorlar. Özgürlük hissi yaratan, hafif, aydınlık, aynı zamanda dayanıklı, zamansız ve kalite ürünler tasarladıklarını belirtiyorlar.

Bu akımın uygulayıcıları tüketim dünyası için yeni ürünler yaratırken tasarımcıların önemli bir misyon yüklendiğini ve iyi tasarımın sadece fark yaratmak ve insan hayatını daha kolaylaştırıp, güzelleştirmek için yapıldığı sürece anlamlı olabileceğine inanıyorlar. Kuralcı ve hayatın siyah beyazlardan ibaret olduğunu savunan, diretici ve cezalandırıcı yapının insan ruhuna tamamen aykırı olması ve günümüzdeki bu yöndeki siyasi ve yaşam stiline dair olan diretmeler, tasarım dünyasında geniş bir gri skalaya sahip, sınırları aşan kaçışlar aramasına sebep oluyor. Soft minimalizm ise bu yönde insan ruhunun ve onun çevresini saran objelerin bir anlamda özgürleştirilmesine dair güçlü bir duruş olarak ihtiyaçtan doğuyor. Daha hafif, daha samimi, daha yalın, daha sessiz, daha az kalabalık, daha yumuşak ve daha net. Aynı zamanda kendini doğadan da uzaklaştırmıyor. Aksine yeşili, bitkiyi mekanlara taşıyor bu canlı yaşamı fazlalık olarak görmüyor.

Yumuşak tonlu yüzeyler, mermer, metal ve ahşap gibi sert dokular ile kombine edilerek malzeme yüzeyinde de denge sağlanıyor.

Soft minamilist akımda dekorasyon ve kişisel stilde öne çıkan:

içerik malzemeler: keten, pamuklu, ipek, yün gibi doğal elyaflar,

Yüzeyler: Mermer, ahşap, seramik, porselen, taş, cam

Renkler: Geniş gri ve beyaz ton skalası ve tüm renklerin pastel tonları,

Formlar: Net geometrik çizgiler

Karmaşık olmayan özgün, sakin ve geometrik yalınlığın stili soft minimalizm eğer size de yakın geliyor ise bu tarzın yaratıcıları tarafından tasarlanmış bir çok orijinal İskandinav tasarım markasının ürünlerine diseno mağazasında ulaşabilir, soğuk kuzey ülkelerinin sıcacık ve dengeli stilini yaşam alanlarınıza taşıyabilirsiniz.

Article has published on Bast Home February issue

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Kaydet

Read Full Article

Read for later

Articles marked as Favorite are saved for later viewing.
close
  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

Separate tags by commas
To access this feature, please upgrade your account.
Start your free month
Free Preview