Loading...

Follow Gamze Biran - Cindrella Under The Umbrella on Feedspot

Continue with Google
Continue with Facebook
or

Valid

Geçtiğimiz hafta L’appart Istanbul’da Louboutin’in yeni koleksiyonuyla tanıştık. İkonikleşmiş kırmızı tabanlar yine yeniden her koleksiyonuyla beni kendine hayran bırakmayı başarıyor.

Bu sezon o incecik topuklarda yürüyemeyen beni bile düşünmüş Christian Louboutin. Topuklar kalınlaşmış, sandaletler düzleşmiş ve bol bol terlikler eklenmiş koleksiyona… Louboutin’in kendi yazılarını ve figürlerini taşıyan Loubitag koleksiyonda sezonun en öne çıkan tasarımlarının başını çekiyor. Bir de yeni it-bag olmaya aday Ruby Lou, 3 farklı boyuyla ve Louboutin’in imzasını taşıyan kırmızı tabanı, mührü ve spike’ıyla bana göz kırpıyor.

Erkek modellerinde ise yine espadriller ve sezonun olmazsa olmazı sneakerlar başrolü paylaşıyor.

Koleksiyonun devamı için mağazalara gidip hayal kurmak serbest…

  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

2017’nin son destinasyonu için Lviv’i seçtik, hem bolca yeni yıl ruhu dolalım Christmas marketleri dolaşalım süslenmiş sokakları gezelim istedik hem de artan euroyu kafaya takmayalım dedik:)

İlk olarak söylemeliyim ki Lviv’e vize yok, hatta Mart ayında yapılan bir anlaşmayla yeni çıkan çipli TC kimliklerinizle de giriş yapabiliyorsunuz. Türk Lirası Lviv grivnasından 7 kat daha değerli ve uçak biletleri, otel, şehir gerçekten ucuz. Şöyle anlatabilirim:

  • Gidiş dönüş uçak bileti 450 TL ( biz son dakika aldık eminim erken alınırsa daha ucuzdur)
  • 2 gece en merkezi yerde otel kişi başı 180 TL
  • 3 gün boyunca en güzel restoranlar, cafeler vs 300 TL

Biraz da alışveriş katarsanız işin içine herşey dahil 1000 TL’ye keyifli bir gezi yapabilirsiniz.

İşin ekonomik boyutunu geçtiysek Lviv’i anlatmaya başlıyorum…

Güneşli İstanbul’dan yaklaşık 2 saat sonra bol karlı Lviv’e indik. Henüz cebinizde Grivna olmaması normal endişelenmeyin. Havaalanında 2 tane döviz bürosu var, biz yanımızda euro getirdik ama TL de bozuyorlar aklınızda olsun ve şehir merkeziyle havaalanındaki kur arasında çılgın farklar yok o yüzden gönül rahatlığıyla grivna alabilirsiniz. 100 euro = 3200 grivna olarak para bozduruyoruz. Yani 1 TL yaklaşık 7 Grivna.

Hemen çıkışta taxi diye bağıran şoförler göreceksiniz bizim yaptığımız hatayı yapmayın. Biz ilk gördüğümüz araca bindik ve 350 Grivna verdik şehir merkezi için. Sonra dönerken öğrendik ki 200 Grivnaymış aslında havaalanı-şehir merkezi arası… Dolayısıyla taksici kurnazlığına kanmayın pazarlık edin taksimetre diye bir kavram yok zaten.

Neyse yaklaşık 25-30 dakikada Rynok meydanındaki otelimize varıyoruz; Hotel 39. Şehir fazlaca 90’lardan kalma arabalar, oteller, mağazalar o yüzden lüks kavramı pek yok. Otelimiz de lokasyon olarak çok güzel o yüzden fazlasını aramıyorsanız tavsiye ederiz. Tek sorun 4. katta ve asansör yok. Bu aşağıdaki fotoğraf da odamızın camından çekildi…

Hemen eşyalarımızı bırakıp kendimizi sokakta kurulan Christmas marketlerde buluyoruz. Heryer ışıl ışıl, hava soğuk ama pek umursamıyoruz. Sokaklarda dolanıyoruz nerelerde neler var hızlıca bir göz atıyoruz. Sonra bize yazılan tavsiyelere bir bakıyoruz ve farkediyoruz ki herşey otelimizin iki yanı, bi sokak arkası, üç apartman yanı… Şehir çok küçük bence 3 gün ideal ya da 4 yapıp biraz daha rahat rahat gezebilirsiniz.

İki tane önemli meydan var biri Belediye binasının olduğu ve yukarıda bahsettiğim Rynok Square diğer ise yine çok yakınında Opera Binası’nın olduğu meydan. Burada da daha büyük bir Christmas market kurulmuştu dev yılbaşı ağaçlı. Sanırım şehrin bu kadar yılbaşı ruhuna bürünmesini çok sevdik. Hangi sokakta yürüsek hangi kafeye girsek bir anda kendimizi tatlı bir yılbaşı filminde gibi hissettik. O yüzden şehrin normal hali de bu kadar güzel ve keyifli mi merak etmeden duramıyorum.

İlk şehre geliş açlığımızı Lviv Croissants diye bir zincir kruvasan sandviççi de bastırıyoruz. Görürseniz mutlaka girin sıcacık kruvasanlara onlarca çeşit sandviç hazırlıyorlar tavsiye ederim. Sonra akşam yemeği için ise biraz turistik bir seçim yaparak Basilico isimli italyan mutfağı restoranında yiyoruz. Makarna ve pizzalar gerçekten başarılıydı. İki kişi ortalama 300 grivna verdik. Celestena da yine çok önerilen bir diğer pizzacıydı.

Hayat biraz erken bitiyor, 11 gibi restoranlar kafeler kapanmış oluyor. En son ısınmak için ismini okuyamadığımız bir kafeye giriyoruz ve sanırım farketmeden Lviv’in en güzel kafesinde gerçek bir sıcak çikolata içiyoruz. Sonra öğreniyoruz ki adı Svit Kavy. Bence uğramadan dönmeyin.

Ertesi sabah erkenden uyanmaya çalışıyoruz, canlı müzik, şampanya eşliğinde açık büfe kahvaltıya gidiyoruz. Yine otelimizin bir sokak aşağısında. Restoranın adı Baczewski. Saat 8.30 gitmemize rağmen mekan doluydu ve yaklaşık yarım saat sıra bekledik. Eğer gideceksiniz 8’de kapısında olun derim. Kişi başı 120 grivna yani 18 TL. Atmosfer çok keyifli ama yiyecekler için aynı şeyi söyleyemiyorum maalesef. Yine de gidilip görülmeli diyorum.

Yine sokaklarda hızlıca bir tur atıp ısınmak için meşhur kahvecisi Lviv Coffee Manufacture‘a gidiyoruz. Çeşit çeşit kahveleri kendileri kavuruyorlar. Biraz ısınmak, sokaktan geleni geçeni izlemek ve nefis kahvelerinin tadına bakmak için gidilmeli.

Şansımıza bizim gittiğimiz tarihlerde Opera’da hiç gösteri yoktu. Ama opera binasını saat 10.00-13.00 saatleri arasında 40 grivna’ya gezebiliyorsunuz. Bu küçücük şehrin bile opera binasının olması aslında kültürel anlamda bizden ne kadar ileride olduklarının bir göstergesi sanki. Ve tüm kış buz gibi olan bu şehirde sadece bir avm var. Gittik gördük, en lüks markası Zara, Mango. Yani aslında bir şehrin gelişmişlik düzeyinin lüks mağazalarıyla, avmleriyle olmadığının en güzel örneği sanki…

Bu arada yüzünüzü opera binasına çevirdiğinizde sağ tarafındaki minik meydanda hediyelik eşyalar ve antikalar satan bir pazar kuruluyor gündüzleri. Şehirde alışveriş namına pek bir seçenek olmadığı için bir bakmak isteyebilirsiniz. Pazarlık etmeyi de unutmayın. Tabi ki sokak aralarında bol bol minik dükkanlar görebilirsiniz.

Hazır alışverişten bahsetmişken Roshen’i de söylemeden olmaz. Kocaman bir çikolatacı burası, biz ilk akşam kendimizi bir anda burada çılgınca çikolatalar alırken bulduk. Paketleri çok güzel ve bence güzel de hediye oluyorlar. Bir de ben oldukça karşıyım ama gerçek kürk satan bir çok mağaza var. Bakın ama yine de almayın olur mu.

-Hava kararınca kendimizi hemen meydandaki buz pateni pistinde buluyoruz. 50 grivnaya 1 saat buz pateni yapabiliyorsunuz. Hava buz, kalabalık inanılmaz ama herkes o kadar mutlu ki… –

Akşam yemeği için ise bu sefer daha geleneksel birşeyler yiyelim diyoruz ve Mons Pius‘a gidiyoruz. Menüde her çeşit et var, bol bol av eti aslında tavşan, kaz vs… Atmosfer kendinden vscolu, yemekler güzel, ev yapımı biraları şahane. İki kişi ortalama 500 grivna veriyoruz. En pahalı yemeğimizi burada yemiş olduk.

Ertesi sabah ise kahvaltı için Cukor‘a gidiyoruz. Bu arada heryere yürüyerek gittiğimizi söylemeden geçmeyeyim. Eğer dediğim gibi meydana yakın bir yerde kalırsanız maksimum yürüyeceğiniz mesafe 15 dakika. Sadece Avm için taksiye bindik 100 grivna verdik.

Cukor yeni nesil bir kahvaltıcı, menüdeki insta-breakfasttan da rahatlıkla anlayabilirsiniz. Bacwevski’nin kahvaltısından sonra oldukça iyi geldi. Bir de blueberryli pancake söyledik, yazarken bile aklım gitti çok güzeldi:)

Seyahate gitmeden önce bol bol araştırıyorum tavsiyeler alıyorum ama mutlaka kendi keşfettiğim yerler de oluyor. Bu muhteşem tarihi kafe de o keşiflerden biri… Mikolasch! Tatlılarına, yılbaşı dekorasyonuna, atmosferine bayıldık. Uğramadan dönerseniz üzülürsünüz:)

Ve son gün uçağa binmeden önce son saatlerimizi geçirdiğimiz Cabinet… Bu küçücük şehrin böyle güzel kafelere ev sahipliği yaptığını bilsem kesinlikle daha önce gelirdim. Hava çok soğuk olduğu için hayat daha çok kafelerde, restoranlarda, her kapı bambaşka bir atmosfere açılıyor. Fotoğraf açılarını da verdim size sadece gidip güzel tatlılarını yemek kaldı:)

  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

Daha yaz sıcaklarını üstümüzden atamadık ama sonbahar için de hazırlıklara başladık… Şehre dönüşümü kutlamak için Trendyol’dan seçtiğim ürünlerle karşınızdayım. Tüvit jile elbise bu sezonun en trend parçalarından, ilerleyen günlerde bir de tüvit ceket eklemeyi planlıyorum dolaba jeanlerle giymek için…

Elbisenin içine şifon yaka detaylı bir gömlek tercih ettim, biraz okula dönüş temalı… Aslında altına düz bağcıklı oxford ayakkabılar da olurdu ama bu hardal rengi stilettolar elbiseye farklı bir hava katmış oldu. Ve son olarak aksesuar oyunları! Geçen sene bolca çapraz takarak kullandığım çantamı bu sezon bel çantası yaptım, size de tavsiye ederim. Dolabınızda eminim küçük çapraz bir çantanız vardır, tek yapmanız gereken belinize dolamak. Ve geçen sene kafamdan çıkarmadığım kaptan modeli şapkam bu sezon heryerde! Akıllı yatırımlar yaptığınız takdirde dolabınızı her sezon yenilemek zorunda kalmazsınız;)

Elbise: Trendyol Milla, Gömlek: Trendyol Milla, Çanta: Marc Jacobs, Şapka: Excusez Moi

  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

Bu sezon alışverişe çıkarken bilmeniz gereken 4 önemli trendi sizinle bir çırpıda paylaşıyorum. Böylelikle hazır indirimler devam ediyorken ama havalar da soğumaya başlamışken akıllı yatırımlar yapmak ve yeni sezona hazırlanmak daha kolay olacaktır;)

1- Çorap botlar

Bu sezonun olmazsa olmazı, ilk görüşte yok ben bunu herhalde giymem dedirtecek en önemli trend, bilekte biten çorap botlar! İster ince ister kalın topuklu olsun, ister sivri ister yuvarlak burunlu, ister saten ister file, bu kadar seçenek arasından birini seçmek size kalmış durumda. Ben ısınma turlarına Stradivarius kalın topuklu olanlarla başlamayı düşünüyorum.

2- Kırmızı

Kırmızıyla aranız nasıl olursa olsun bu sezon dolabınızda mutlaka kırmızı bulunsun! Evet sezonun rengi kırmızı, mümkünse en can alıcısından! İster baştan ayağa giyinin ister tek bir parçayla yetinin ama üzerinizde bir kırmızı bulundurun. Bu trende de başlamak için en uygun parça kırmızı dökümlü kazaklar! Serinlemeye başlayan yaz akşamlarında denim şortların üstüne giyerek işe koyulabilirsiniz.

3- Maskülen şapka

Ben demiştim demek istemem ama bu trendi geçen sene uygulamakla kalmadım, aksesuar sitem www.excusezmoi.co da satışa bile sundum. Neyse trendi geçen sene yakalayamadım diye üzülmeyin, bu sezon en cool tavrınızı ve kaptan şapkanızı takmayı unutmayın. Biraz Kate Moss biraz Alexa Chung ruhu sizinle olsun!

4- Gümüş / Lame

Geçen sene başlayan metalik trendi bu sezon yerini tamamen gümüş ışıltılara bırakıyor. Silver botlar bu trendin en hit hali ama siz ister kıyafetlerde ister aksesuarlarda bu trendi kolaylıkla yakalayabilirsiniz. En güzel tarafı ise yaz sezonundan kalma silver parçalar yakalayarak yeni sezona kolaylıkla uyarlayabilirsiniz. Ben çoktan İpekyol’dan 86 Tl’ye aşağıda gördüğünüz pantolonu kaptım bile;)

5 dakikada hızlıca yeni sezona giriş sağladık diyebilir miyiz? Bence evet! İkinci dersi iple çekenler kimler?:)

  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

Atina’dan döneli yaklaşık 3 hafta oldu ve fotoğrafları yükleyip seyahat rehberini yazmanın vakti geldi de geçiyordu. Sanırım uzun uzun seyahat yazıları yazmayı özlemişim. Eğer bu yazı biraz uzun olur da gözünüzü korkutursa bilin ki sebebi bu:)

Öncelikle neden Atina diye düşünenleriniz varsa; hem bu kadar yakın olup hem de bu kadar zamandır görmediğim için diyebilirim tabi bir de uçak bilet fiyatlarının uygunluğunu da hesaba katabiliriz.

Konaklama

Otel arayışlarım yerini ev kiralamaya bıraktı. Buradan kiraladığımız evi görebilirsiniz. Siz de kalacak yer arayışlarınızda Acropolis’i ya da Syntagma meydanını baz alırsanız tüm şehri yürüyerek dolaşabilirsiniz. Bizim kiraladığımız ev hemen Acropolis müzesinin arka sokağındaydı ve kaldığımız 5 gün boyunca neredeyse 2-3 kere metro kullandık, her yere rahatça yürüdük. Bu arada Atina için bence 3 gün yeterli olacaktır. Biz biraz keyfini çıkaralım diyerek 5 gün oradaydık ama inanın hiç gerek yoktu:)

Ulaşım

Havaalanından çıktıktan sonra yolun karşısına geçip metro tabelalarını takip ederek şehir merkezine ulaşmak için 3 numaralı hattı kullanabilirsiniz. Gideceğiniz yere göre Syntagma meydanında farklı hatlara geçebilirsiniz. Havaalanından şehir merkezi yaklaşık 30-35 dk sürüyor. Metroya binmeden önce 10 euroluk havaalanı metro biletinden almanız tavsiye edilir. Tavsiye edilir diyorum çünkü herhangi bir turnike ya da kontrol yok birçok Avrupa şehrinde olduğu gibi, ama nolur nolmaz bir kontrole rastlamak muhtemel. Diğer günler için de 1,40 euroluk şehir için biletlerden bir tane aldık ve cebimize koyduk olur da kontrole takılırsak diye ama hiç rastlamadık.

Öncelikle Atina kesinlikle küçük İstanbul, yemekleri sokakları insanları her şey bize benziyor ama daha az kaotik versiyonu diyebilirim. İnsanlar daha mutlu, hayat daha huzurlu gözüküyor. En büyük problemi Yunan alfabesindeki harflerle yaşadık sanırım. Her ne kadar her yerde latin harfleri yazılsa da bir yerde mekanın adını görünce anlamak ya da google mapste sokak adı aratınca asla çıkmaması gibi sorunlara hazır olun.

Acropolis

Atina hakkında bilmeniz gereken ilk şey Acropolis! Tüm yollar Acropolis’e çıkıyor, nereden bakarsanız bakın bir yerlerde kalıntıları görüyor olacaksınız ve geceleri tüm ihtişamıyla Atina’nın üzerinde parladığına tanık olacaksınız. Acropolis oldukça geniş bir sit alanı ve içerisinde Antik Yunan’dan kalan ve mitolojiye konu olan tiyatro ve tapınaklar var. Acropolis’ten çıkarılan tüm kalıntılar ise hemen aşağıdaki müzede sergileniyor. Acropolis’e giriş 20 euro, müze girişi ise 5 euro. Girişten devam edip biraz ilerleyince de yol sizi Acropolis’i tam karşıdan gören oldukça fotoğraflık bir tepeye götürüyor;)

Plaka

Atina’nın en sevdiğim bölgesi diyebilirim. Sokakları ve küçük küçük cafeleriyle Atina’da geçirdiğimiz süre boyunca bize keyifli saatler yaşattı. Tam olarak sınırlarını belirlemek zor; nerede başlayıp nerede bittiğini pek anlamasak da Anafiotika denilen kısımda Mnisikleous sokağını mutlaka bulun ve merdivenlere konulmuş masalardan birine kurulup keyfini çıkarın. Gecesi ayrı gündüzü ayrı güzel…


Syntagma – Ermou – Monastiraki

Syntagma Meydanı şehrin en büyük meydanı. Taksim gibi düşünebilirsiniz. Ermou ise Syntagma meydanından başlayıp Monastiraki’ye kadar devam eden trafiğe kapalı alışveriş caddesi, eğer heryeri birbirine benzetmeden duramıyorsak İstiklal caddesi gibi düşünebiliriz:) Monastiraki ise şehrin bohem ve kendi halinde kısmı, Ermou caddesinin sonunda. Dolayısıyla bu üçlüden bir arada bahsetmek yanlış olmaz. Ermou caddesinde bol bol bilindik markalara rastlayacaksınız. Caddenin başında Yunanistan’ın doğal kozmetik markası Korres’in dükkanını göreceksiniz bence mutlaka uğrayıp kremlerine ve parfümlerine bir göz atın. Biz gittiğimizde kocaman bir Forever 21 açılmıştı. Ve bir de Hondos center adında kocaman bir kozmetik mağazası göreceksiniz mutlaka girin. Türkiye’ye göre parfümler ve makyaj malzemeleri oldukça ucuz. Ermou’dan baka baka yürüdüğünüzde yol sizi Monastiraki Meydanına çıkaracak. Pazar günleri meydandan dümdüz devam eden yolda bit pazarı kuruluyor, gitmişken mutlaka uğrayın. Pazarın ilk kısmında daha pahalı antikalar yer alırken daha sonra sokak aralarında uygun fiyatlı şeyler bulmanız olası…


Kolonaki

Ve son olarak Kolonaki, şehrin daha lüks bölgesi. Yine Sytagma meydanından 10 dakika yürüyerek kolayca gidebilirsiniz. Lüks markaları, tasarım butikleri, şık barları bu bölgede bulabilirsiniz. Gitmişken T5’ta kokteyllerinizi yudumlayıp yoldan geleni geçeni seyredebilirsiniz.

Yeme – İçme

Gelelim en sevdiğim kısıma. Sanırım hayat felsefem haline geldi, kaç kere gelicem sanki diyip seyahatlerde herşeyi yiyip kilo almak:) Yemek kültürlerimiz hepimizin yakından bildiği üzere çok benzer. Hala kimin kimden neyi çaldığını tartışaduralım, cacık, uzo, baklava, kebap, lokma ortak dilimiz. Biz döner diyoruz onlar gyros, bizim için kebap onlar için souvlaki, aslan sütümüz onlar için uzo vs. liste uzayıp gidiyor. Tarihi bir yerde souvlaki yemeden dönmeyin derim, bunun için de Monastiraki meydanındaki Thanasis doğru seçim olacaktır. Yedikten sonra bizde daha güzeli var dememek içten bile değil ama gelmişken de yememek olmaz.

Bir diğer yemek için tavsiyem ise Kuzina. Geleneksel yunan mutfağının biraz modern versiyonu. Fiyatlar ortalamanın üstünde ama gerçekten çok leziz. Öğlen giderseniz bahçede, akşam için ise Acropolis manzaralı terasında yiyebilirsiniz. Ortaya kocaman bir greek salad ve yanına birkaç başlangıçla doyma garantisi verebilirim. Terasta akşam yemeği için rezervasyon yaptırmayı unutmayın.

Kalbimi Atina’da bırakan lezzet Lukumades! Bildiğimiz lokmanın içine krema doldurmuşlar üstüne çikolata dondurma koymuşlar bir anda bambaşka bir lezzete dönmüş. Mutlaka ama mutlaka gidin. Biz her gün bıkmadan, usanmadan gittik yedik. Hatta olduğu sokakta yanında çok iyi bi noodlecı ve sokağın başında da simit sandviçler yapan bir yer var hepsini tavsiye edebilirim.

En güzel manzara için adres A for Athens otelinin terası. Güneş batarken giderseniz harika bir manzarayla karşılaşmakla kalmaz sonrasında ışıl ışıl Atina’ya karşı içkinizi yudumlayabilirsiniz. Yemek için terasın altındaki camlı bölmeyi veriyorlar o yüzden bence yemek yerine terasta bir içki içmeye gidin.


Peki ya gece hayatı diyorsanız harika bir tavsiyem var not edin, Noel! Alice in wonderland dekorasyonu ve kokteylleriyle oldukça başarılı. Biraz da dans olsun diyorsanız çıkışta yolunuzu hemen iki sokak altındaki Drunk Sinatra‘ya düşürün ve yanındaki diğer birkaç mekana;)

  • Show original
  • .
  • Share
  • .
  • Favorite
  • .
  • Email
  • .
  • Add Tags 

Separate tags by commas
To access this feature, please upgrade your account.
Start your free month
Free Preview